ÖLÜMÜ ÖLDÜRMEK

Ölüm haktır ve hepimiz onu tadacağız. “Yedi kat göğe de çıksanız, yerin en derinliklerine de girseniz size va’dolunan gerçek(ölüm), sizi mutlaka yakalayacaktır,” ilahi buyruk bütün damarlarımıza işlemişken, ölümlü Ademoğlu olarak bundan bihaber yaşamamız ölüm gerçeğini kendi dünyamızda öldürmemiz demektir. Ölüm meleğinin dahi öleceği bir evrende insanların ölümden kaçması aslında ona bir adım daha yaklaşması demektir.

“Ölümü çokça anınız” tavsiyesinde hikmetli bir mana vardır. İnsan ölümü hatırlarsa; hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya kazık bağlamayacak, ahireti için azık toplayacak, heva-hevesine uyup haramlara dalmayacak ve insanların yaşam/hukuk sınırlarını ihlal etmeyecek, kaos ve kargaşa çıkartmayacak. Hal ve hareketlerine azami dikkat göstermeye gayret edecek. Böylece insanlar insanlık içerisinde ve bir düzen içerisinde yaşamlarını idame/ikame etmiş olurlar.

Ölümsüzlük fikriyatı içerisinde yaşarak sonsuz bir hayat sürdürme eğiliminde olanlar ise haddini aşarak her türlü günah işlemeye ve bozgunculuk çıkarmaya müsait olurlar. Ölüm mefkuresi nihayetsiz bir nimettir bizim için. Bu mefkure sayesinde bazı yanlış davranışlarımızı frenleriz. Bu mefkure sayesinde ölçülü ve haddimizi aşmayacak bir yaşam sürdürmüş oluruz.

   Allahlık taslayan Firavun(lar) da öldü. İnsanları ölüme çağıran Peygamber(ler) de öldü. Firavun ve ona yardım/yataklık edenler için ölüm sonsuz bir azabın başlangıcı oldu. Peygamber(ler) ve onun yolunda gidenler için ise sonsuz mutlu bir hayatın başlangıcı oldu. Birincisi ölüm mefkuresini hayatının her alanında öldürdü ve ölüm yokmuş gibi yaşadı. İkincisi ise ölümü çokça yaşadı ölmeden önce ölümü yaşadı ve insanları da bu hakikate çağırdı. Ölümden kaçarak ölüme kaçmış oluruz. Ölüm; biz inananlar için son değil yeni bir başlangıçtır.

ÖLÜM HAYATTIR..